Polis İntiharları Üzerine: Yaşamak Cesarettir

Sebep ne olursa olsun, intihar bir çözüm değildir. Bir mektup, bir anlık karanlık, bir çıkmaz… Ama her karanlığın içinde bir ışık vardır. Yaşamak, bazen en büyük direniştir: bir nefes daha almak, bir sabah daha görmek, bir umut daha taşımaktır.
33 yıl boyunca teşkilatın içinde görev yapmış biri olarak söylüyorum: polis olmak sadece bir meslek değil, bir ömür boyu taşınan bir yük, bir kimliktir. "Yüzsüz" romanımda da anlattığım gibi: "Polis sokakta gördüğü her acıyı cebine koyar. O cepler bir gün dolup taşar, ama çoğu zaman kimse fark etmez."
Kitabımda şu satırları yazmıştım: "Görev bitse de sokak bitmez. Sokakta yaşanan her şey, polisle birlikte eve gelir. O ev artık bir sığınak değil, bir sessiz çığlık olur."
Bugün polis intiharlarını konuşurken mesele sadece "neden öldü?" değildir. Asıl mesele "nasıl yaşatırız?" sorusudur. Çünkü hiçbir meslektaşım bir sabah durduk yere hayatına son vermeye karar vermez. Her intiharın ardında yıllarca biriktirilmiş yorgunluklar, anlatılamayan acılar vardır.
"Polisin ruhu, üniformanın içinde görünmez. Ama en çok da o ruh yaralanır. Çünkü polis, kendi acısını anlatacak bir kapı bulamaz." Meslektaşlarıma sesleniyorum: ne kadar yorulursanız yorulun, unutmayın ki siz gittiğinizde bir ocak söner, bir hayat yarım kalır.
Ve şunu hatırlayın: "En güçlü insanlar, hiç yorulmayanlar değil; yorulduğunu söyleyebilenlerdir." Yardım istemek zayıflık değil, cesarettir. Yaşamak direnmektir, yaşamak cesarettir, yaşamak çözümün ta kendisidir. Sağlıkla, huzurla, ama yaşamda kalın.