Hukukun Siyasetin Köpeği Olmaması Gerekliliği

Bir ülkede cumhuriyet savcılarının azledilemezliği, yargı bağımsızlığının temel güvencelerinden biridir. Buna rağmen "ben yaptım oldu" anlayışıyla bir gecede savcıların görevden alınması ve adalet bakanı yapılması, hukuk devletinin özüne aykırıdır.
Parti devleti mantığıyla yönetilen bir ülkede, hukuk bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Çünkü hukuk, siyasetin köpeği hâline getirildiğinde adalet, iktidarın çıkarlarına hizmet eden bir araçtan ibaret olur. Oysa hukuk, özü itibarıyla gücü sınırlamak için vardır: devleti, yöneticiyi, çoğunluğu ve hatta halkın kendisini bile hukukla bağlamak için.
Hukuk siyasetin emrine girdiğinde ise güç sınırlandırılmaz; aksine güç, hukuku kendine kalkan yapar. Bu durumun en tehlikeli yönü, adaletsizliğin açıkça değil, "kanuna uygun" görünerek yapılmasıdır. Mahkemeler vardır ama tarafsız değildir. Kanunlar vardır ama eşit uygulanmaz. Kararlar verilir ama vicdanı tatmin etmez.
Tarih bunun örnekleriyle doludur. Hitler döneminde çıkarılan yasalar "hukuka uygun"du; fakat adaletle hiçbir ilgisi yoktu. Stalin döneminde mahkemeler çalışıyordu; fakat kararlar siyasetin gölgesinde şekilleniyordu. Bu sorun yalnızca otoriter rejimlere özgü değildir; demokratik sistemlerde de yargı bağımsızlığı zedelendiğinde hukuk, siyasal rekabetin bir silahına dönüşebilir.
Hukuk neden siyasetin köpeği olmamalıdır? Çünkü hukuk, iktidarı değil hakkı korumak içindir. Çünkü adalet, çoğunluğun değil doğrunun yanındadır. Çünkü yarın güç el değiştirir; ama hukukun itibarı bir kez zedelenirse kolay kolay onarılamaz.
Bir ülkede insanlar "haklı mıyım?" diye değil, "güçlü müyüm?" diye düşünmeye başlamışsa; orada hukuk zayıflamış demektir. Gerçek hukuk siyasetin üstündedir; muhalifi de korur, en sevilmeyeni bile savunur. Hukuk ya herkes için vardır ya da kimse için. Ve hukuk bir gün birilerinin köpeği olursa, ertesi gün herkesin zinciri olur.